Tesadüf…

2
17

Bir tesadüf sonucu geldi yeryüzüne insanoglu…

Bu tesadüfü ne kadar hakketti sonrasinda.

Geldigi yeryüzünü cehenneme çevirdi,

Yok etti tesadüfen geldigi cennetti.

Ama bir gün gidecek hiç animsanmamak üzere bu dünyadan.

 

Varsayin ki bu yarin olacak..

Varsayin ki bir saat sonra..

O zaman ne bekliyorsun?

Belki vardir yarattigin cehennemin içinde cennetten bir köse..

Vardir belki doyasiya yasabilecegin bir yer

kendi içinde..

Ne bekliyorsun?

Haydi..

Tesadüfi varolusunu armagan et kendine

Varsaydigin gün gelmeden önce…

2 YORUMLAR

  1. Tesadüf demiyelim biz buna…Tevafuk diyelim;Rabbimin yaratmasiyla,insanin basibos yaratilmamasiyla ilgili diyelim.

    Cennettten geldik yine cennete gider yolumuz.Allahin izniyle nereden geldik oraya…Karamsarlik yok.Üzülmek yok sidalanmak yok.Haydi bakalim,Cennet yolculari bir iki devaaam.

    Hayat yasamaya deger!..Senin içinde musada var,firavunda!..Yasayabildigince,düsünebildigince kendinle barisik,insanlarla dünya ile barisik olarak tüm tesadüfi düsüncelerden arinmis olarak.Haydi girelim cennete…saglicakla kalin!!!

  2. Tesadüf: Rast gelme, Bir sey kendiliginden olma, Tedbirsiz meydana gelme.

    Tevafuk: Bir birine uygunluk, muvafik olus, Nizamlanmis biçimde bir birine uygun olmak.

    Her iki kelime zitliklari ile birbirlerini tarif eder. Günlük hayatta tesadüf kelimesini çok kullanmamiza ragmen, gerçekte tesadüf yoktur, tevafuk vardir. Yaratilista ve devam eden hadiselerdeki pek çok noktadaki benzerlikler tesadüf degil, tevafuktur. Risâle-i Nur’da, Kur’ân-i Kerim’deki, kâinattaki ve manevî hizmetlerdeki bir çok tevafuktan bahsedilir. Tevafuk bir tevhid mührü oldugu gibi, kâinatin ve insanlarin basibos olmadigini gösteren isaretlerdir. Tevafuk Risâle-i Nur tarafindan kesfedilen, Kur’ân’in bu asra bakan mühim mucizelerinden birisidir. Cenâb-i Hak su muazzam kâinati yaratirken, hem yaraticinin tek oldugunu göstermek, hem de kâinattan daha iyi istifade edilmesini saglamak için bir çok tevafuklarla yaratmistir. Meselâ, atom ile günes sisteminin birbirine bir tevafuku ve benzerligi vardir. Modelleri birbirine benzer. Atomun ortasinda çekirdek etrafinda da elektronlar döner. Günes sistemi de ayni sekildedir. Ortada günes, etrafinda da gezegenler döner. Misaller çogaltilabilir. Âlemlerin Rabbi ibda ve ihtira sanatini yani icadini göstermek için her iki sistemde de detayda pek çok harika farkliliklar yaratmistir. Fakat ilminde sonsuz modeller olmasina ragmen ikisinde de, ayni modeli kullanmistir. Bunun birinci sebebi elbette tevhid mührüdür. Bu tevafuk zerreyi ve günes sistemini yaratanin Allah oldugunun ve sirkin müdahalesinin imkânsiz oldugunun ilânidir. Ikinci bir husus ise bu tevafuk biz insanlara bir kolayliktir. Günes sistemini bilen bir ilim adami, atomu incelerken, ister inançli olsun ister olmasin, pesinen zihnindeki model ile atomu ve elektronlari inceleyecektir. Model ve tevafuktan istifade ile yapilan bu tarz çalismalar bilim dünyasina çok seyler kazandirmistir. Yine Risâle-i Nur’da bahsedilen el ve ayak parmaklarinin ve diger uzuvlarinin birbirine tevafuku da kâinattaki tevafuklardan birisidir. Aslinda Cenâb-i Hak, Hz. Âdem’i on parmakli yaratarak, matematigi de yaratmistir. On sahifelik de bir talimat vermistir. Parmak sayisi sayesinde tüm medeniyetler birbirinden haberli habersiz onlu sayi sistemini kullanmistir. Yine insan vücudunun veya çiçeklerin ve meyvelerin ve diger mahlûkatin simetrik olmasi da, güzellik ve estetikteki Cenâb-i Hakkin hakimiyetinin ve isimlerinin tecellisinin bir göstergesidir. Yine heykeltiraslarin ve ressamlarin sanatlarinin icrasinda asirlardir kullandigi altin oranlar, Cenâb-i Hakkin adl ve hakem isminin birer tecellileridir. Bu tevafuklar eski çaglarin ilim adamlari ve filozoflari tarafindan da biliniyordu. Bunu fark eden geometrinin kurucularindan biri “Allah daima geometri kullanir” demistir. Gerçekten kâinata bu gözle bakilirsa, yüzümüzde, gözümüzde; agaçta, meyvede; atomda, güneste; ve yörüngelerinde velhasil kâinatin tamaminda gizli bir pergel ve cetvelin ve diger geometri aletlerinin sürekli çalistigini fark ederiz. Zaten Kur’ân-i Kerim’deki bir çok ayette de, Cenâb-i Hak “Biz her seyi ölçüyle yarattik” demektedir. Zerreleri ve günesleri basibos ve ölçüsüz birakmayan âlemlerin Rabbi, elbette insanlarin tüm fiillerini de kontrol etmekte ve amelleri, zerrelerde gösterdigi ayni hassas ölçülerle, hesap gününde degerlendirecektir. Yani dünyadaki matematik, ahiretteki matematigin bir göstergesidir.

    Tevafuk, “vefk” kökünden gelmekte ve sözlükte uyma, uygun gelme, uygunluk, rast gelme hali ve programlandigi biçimde birbirine uygun olarak ortaya çikma gibi anlamlara gelmektedir.(1) Tevafuk hayatin her yerinde, her seyinde vardir. Bu kelimeyi unutulmaya yüz tuttugu bir zamanda dilimize yeniden kazandiran ve hayatta tesadüfe, yani nizamsizliga ve intizamsizliga, plansizliga ve programsizliga yer olmadigini israrla belirten(2) Bediüzzaman, gerek kendi eserleri olan Risale-i Nur Külliyatinin yazilisinda ve yazilis tarihlerinde, gerekse hayatin her alaninda tevafuk bulundugunu kaydederek, bunun da Allah’in varligini ve birligini ispat ettigini; hayatta hiçbir seyin basibos olmadigini; her seyin bir plan ve programa göre yürütüldügünü, kaza ve kaderin hüküm sürdügünü savunmaktadir. Insan ve hayvanlarin vücutlarinda bulunan tevafuklarla tabiattaki tevafuklara da dikkat çeken Bediüzzaman, bunun Allah’in varligina açikça bir isaret oldugunu, insan, hayvan ve diger seylerin yaratilmasinda ve yasatilmasinda tabiat kuvvetlerinin müdahalesine ve tesadüfe yer verilmedigini vurgulayarak söyle diyor:

    Esya arasindaki tevafuk, sanatkarin bir ve tek olduguna delalet ettigi gibi, aralarinda bulunan muntazam zitlik da, sanatkarin, yaptiklarinda hür olduguna ve hikmetli is yaptigina sahadet eder. Meselâ: Hayvanlarin bilhassa insanlarin esas azalarindaki tevafuk, bilhassa çift azalardaki benzeyis, yaraticinin vahdetine delil oldugu gibi, keyfiyetler ve sekillerdeki zitlik da yaraticinin ihtiyar ve hikmetine delalet eder.(3)

    Tevafuk konusu toplumumuzda sadece belli kesimlerde bilinen bir konu. Bu yüzden basimiza gelen bazi olaylar karsisinda çok defa sasirir, hayrete düser veya bazilarinin yaptigi gibi, kendimizi bir sey sanmaya baslariz. Oysa basimiza gelen olay, sadece kaderin kesistigi noktada bir tevafuktur. Mesela, birisini aklimizdan geçirir veya anariz. Andigimiz veya aklimizdan geçirdigimiz kisi, ya bizi arar, ya çikagelir, ya da basina bir sey gelir. Bunu hemen büyütüp kendimizi veli veya nebi saymaya gerek olmadigi gibi, o kimsenin basina gelen seyin de bizimle alakasi yoktur. Bu yüzden kendimizi suçlu görmemiz de gerekmez. Ortadaki mesele, o kisiyle bizim irtibatimizdan dolayi, kaderin bir görüntüsü veya bir ilahi ikramdir. Iyi seyler için sükretmek, kötü seyler için de o kisiye dua edip Allah’tan hem onun hem de kendimiz için af dilemek ve inayetine, himayesine siginmak yapilacak en dogru is ve en kisa yoldur.

    Tevafuklari keramet saymak da, istidrac saymak da mümkündür. Bu durum kisinin içinde bulundugu hal ile yakindan alakalidir. Itikadi ve ameli bozuk bir kisinin keramet göstermesini beklemek safdillik oldugu gibi, inanci ve ameli düzgün bir kisiden zuhur eden tevafuklari da hiçe saymak dogru degildir.

    (alinti)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here