Umutsuzluk Umut Oldu

7
338

   Bitmis bir günün ertesin de uyandi. Sanki kiyamet kopacakmis gibi her sey bir gün de olup bitmisti. Sokaklar da çöpleri temizliyordu, ama hayatindaki olumsuzluklari bir türlü süpürüp atamiyordu. Herkes yataktan kalkinca, odadaki bütün havayi tek seferde çekmek istercesine nefes alirken, Sinem öyle bir “of” çekmisti ki, karsisindaki daglari sarsmasa bile, oturdugu evi derinden sarmisti. Evet, isi varken çöpçüydü, Sinem. Ne yaptigi isten gocunmustu, ne de askini bir gün olsun ihmal etmemisti. Neden bu kadar dert bir defa da olmustu, hala anlam verememisti… Tam derinlere dalmisti ki, telefonun sesiyle tüpsüz dalgiç misali, bir nefeste çikiverdi. Arayan askerdeki kardesiydi: 
-Alo. Abla orada misin? (Bedenen oradaydi, ama ruhen hala derin dalislardaydi.) Yine de yalan bir sesle cevap verdi:
-Buradayim, Gürkan.
-Abla, sessiz kaldin, bir sey mi oldu?
-Hayir, canim kardesim. Sagligin sihhatin yerinde mi?
-Burada her sey yolunda. Ilk günler çok zorlandim, ama simdi komutanlarim benden memnun.
-Çok sevindim. Bir o kadar da özledim.

– Ben de seni çok özledim. Eeee! Eniste adayiyla araniz nasil?

Yutkundu, Bogazinda bir kördügüm vardi. Ilk defa yalan söylüyordu. Sözlüye çikmis ögrenci gibi ürkekdi. Aslinda bir nevi sözlüye tabi tutuluyordu.

– Her sey yolunda. Daha geçen gün seni sordu. Konustugunda “benden selamimi ilet” dedi. Bilirsin seni çok sever. Bazen kiskandigim bile oluyor. dedi. Aci bir tebessümle…

– Aleyküm Selam. Sen de selam söyle. Sizleri çok özlüyorum. Ama simdi kapatmam lazim. Sirada bekleyenler var. Kendinize çok iyi bakin. Hosçakalin.

-Sen de kendine çok iyi bak. Bir seye ihtiyacin olursa söyle. Saglicakla kal, canim.

Bu hasretli sesin yerini telefonun sesi almisti. Gözü yasli kapatti, telefonu. Evi derleyip, toparladi. Zaten bir kap yemegi mevcuttu. Annelerini çok yasta kaybetmislerdi. Bir yil sonra da babalarini. Hayal meyal olsa da gördügü en büyük askti, onlarin ki. Kaçarak evlenmislerdi. Bilindik masallar yerine kaçis günlerini anlatirlardi. Gürkana hem anne hem de baba olmustu. Disari çikti, sanki buz haneye girmisti. Ama onun içinde ates o kadar büyüktü ki, o soguk bahar gibi kaliyordu. Is arandi, bir mesai yol yürümüstü. Her gün pes etmeden aradi. Her defasinda kardesine masallar anlatti durdu. Yalancilik da kendi rekorunu kirmisti.

Derken aylar geçti. Bu zaman içerisinde, kasiyerlik ve sekreterlik yapmisti. Sekreterlik isini sürdürmekteydi. Sansi dönmüs, hayat ona da gülümsemisti. Patronu genç bir kadindi. Sinemi kurslara göndermisti. Artik eskisi gibi yalan söylemek zorunda kalmiyordu, Gürkana. En sonun da bir mektupta her seyi anlatti. 
Önce üzülse de kardesi, mektubun sonuna geldiginde mutluluktan uçmustu. 
Tezkerisini aldigini söylemedi. Süpriz yapacakti, çünkü. Geldiginde güzel bir kutlama yapildi. En büyük hayali, müzisyen olmakti. Hem çalisti, hem okudu. Hayatlari tamamen degismisti. 
Bir süpriz olay daha oldu ve Gürkan ve Sinemin patronu olan Esra evlendi. Herkes önce yadirgasa da, sonra her sey yoluna girdi. Çöpçülükten zaman içerisin de müdür yardimciligina gelmisti. Gürkan ise, grup kurdu ve Erkin Korayin “Çöpçüler” sarkisiyla grubunun sesini duyurdu. Böylelikle vazgeçmeyerek, pes etmeyi yenmis oldular.

7 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here