Yelkovan…

2
161
YELKOVAN

Tik… Tak… Tik… Tak… Bu kez dört defa duyabildi saatin sesini… Sonra yine hastanenin gürültüsü… Bir temizlikçi digerine bir sey soruyor, kadin doktorun biri kapidan çikardigi daginik saçli kafasi ve huysuz ifadeli suratiyla saga sola bakarak birini ariyor,  sert bir ses tonuyla temizlikçiye sesleniyor… Bir ara önüne bakti küçük çocuk. Arka planda hastane koridorunun kirli tabani, ve oturdugunda o tabana degmeyen ayaklarini gördü. Birden çok
sikildi.
-Annem ne zaman çikar baba?
   Teyzesi cevap veriyor:
-Dur oglum sikbogaz etme babani ikide bir!
   
   Sustu. Saate bakti. Tik… Tak… Kaba bir ayak sesi saat sesini bastirdi yine. Yaninda babasi ve teyzesi var. Kapisinin yaninda bekledikleri hastane odasinda ise annesi. Daha önce birçok kez annesini hastaneye getirdikleri için artik ona hastane koridorlari, hastane kokusu, sert yüz ifadeli ve beyaz kiyafetli kadinlar normal geliyordu. Daha önce de çok kez annesini hastaneye getirdiler, annesi “güçlendi” ve yine eve götürdüler. Çünkü babasinin dedigi gibi annesi onlardan biraz daha kuvvetsizdi ve güçlenmeye ihtiyaci vardi. Babasi ona böyle anlatmisti, o da tek bir soru bile sormamisti. O, normal bir çocuk gibi hastanede pek sikilmazdi. Çünkü annesi onun için tüm diger insanlardan, maddelerden ve kiymetli zamanlardan daha önemliydi. Bu yüzden hastaneye geldiklerinde bunu bir görev olarak görür, sabirla bekler, isleri bitince eve dönerlerdi. Ama bu kez biraz fazla uzun sürmüstü.

   Yine basini kaldirdi, saate bakmaya basladi. Artik saat seslerini kesintisiz uzun süre duyabiliyordu, hastanenin gürültüsü azalmis, çatik kasli beyaz elbiseli kadinlar ve onlari gördüklerinde sessizlesen, basini öne egen temizlikçiler kaybolmustu. Sonsuz sikinti hissediyordu. Göz ucuyla babasina bakti, sonra basini ona çevirdi:
-Baba güçlenmedi mi hala annem?
-Az kaldi az, hadi saate bak sen. Bak akreple yelkovan üst üste gelecek birazdan, takip et bakalim ne zaman üst üste gelecekler.

   Basini kaldirdi, saate bakti. Akrep onla on bir arasinda bir yerdeydi. Yelkovan ise akrebin biraz gerisinde. Dalgin dalgin saati takip etmeye basladi. Artik saatin seslerini rahatlikla duyabiliyordu ama kulagi bu sese alismisti, farkinda bile degildi. Bir süre gözlerini ayirmadan akreple yelkovanin üst üste gelmesini bekledi. Sonra sikildi, gözleri saatten ayaklarina kaydi. Ayakkabilarina bakti, ellerini birbirinin üzerine koyarak boylarinin esit olup olmadigina bakti, bacak bacak üstüne atmaya çalisti… Basini tekrar kaldirip saate baktiginda akreple yelkovanin üst üste geldigini gördü. Hemen babasina akreple yelkovanin üst üste geldigini söylemek için heyecanla babasina döndü. Birden önünde bekledikleri kapi açildi, babasi ayaga kalkti… Içeriden çikan beyaz kiyafetli adamin kisik sesinden “basiniz sagolsun” cümlesini duydu. Henüz bes yasinda olmasina ragmen bu cümlenin ne demek oldugunu anlayacak kadar büyümüstü. Gözleri karardi. Dayanilmaz bir ugultudan baska bir sey duyamiyordu. Midesi bulaniyordu. Bir ara kafasini kaldirdi, teyzesinin fenalastigini gördü…

   …

   Mesainin bittigini farketti. Mesai bitiminin üzerinden bir süre geçmis olacakti, çünkü etrafinda görmeye alisik oldugu çalisanlar ortada yoktu. Çantasini toplayip agir adimlarla is yerinin bulundugu los, kötü kokulu, unutulmus görünümlü ve bu yönüyle insani huzursuz etmeye yeten pasajin merdivenlerinden indi. Disari çikti. Çogu zaman oldugu gibi dalgin ve önüne bakarak yürümeye basladi. Takip ettigi haftalik derginin günüydü, bu yüzden karsi kaldirima geçti. Gazetecinin önünde durdu. Derginin oldugu rafa bakti, alt ve üst raflari da kontrol etti, ama aradigi dergi orada yoktu. Her gün geçtigi yolu degistirmek zorunda kaldi. Geldigi tarafa döndü. Ara sokaklardan sehir merkezine çikacak, dergiyi meydanin karsi tarafindaki gazeteciden alacakti. Dar sokaklarda önüne bakarak yürüyor, yalnizca belki daha önce farketmedigi bir gazete bayiini görebilecegini ve bu yüzden etrafi kontrol etmesi gerektigini düsündügü anlarda kafasini kaldiriyordu. Sokagin sonundan sehir merkezindeki meydana çikti. Bayii karsi yolun karsi tarafindaydi. Karsiya geçmek için yolun kenarina geldi, arabalarin gelip gelmedigini kontrol etmek için basini sola çevirdi, meydandaki büyük saat kulesine gözü çarpti. Akrep ve yelkovan 6nin biraz ilerisinde üst üstelerdi. Birden gözü kararmaya, basi dönmeye basladi. Midesinde dayanilmaz bir bulanti hissediyordu. Bir an etraftaki bütün insanlarin onu izledigi hissine kapildi ve onlara bir sey farkettirmemeye çalisarak pek insanin geçmedigi o ara sokaga dalmak istedi, o yöne dogru yavas yavas yürümeye basladi. Yillardir zihninde bastirarak farketmeden kendi kendine unutturdugu düsünceler kafasina hücum ediyordu. Çocuklugundan beri hiç saat takmamis, kendi basina yasadigi küçük, kasvetli dairesine eskiden beri kullandigi bir elektronik saatten baska saat almamisti. Nadiren saati merak ederdi. Simdi o tenha ara sokagin kaldiriminda dis dünyayi unutmus vaziyette tüm bu aklina gelen düsüncelerden ve midesiyle basindaki rahatsiz edici halden kurtulmaya çalisiyordu.

   Kendine geldiginde korkunç derecede yorgun, bitkin bir haldeydi. Ne kadar süre orada kaldigini kestiremiyordu. Basi agriyordu. Etrafinda kimse olup olmadigina bakti. Zorlanarak yerinden kalkti. Kendisini bu kötü halden kurtarmak yerine onu daha çok kötü hissettirecegini bildigi dairesine gitmeyi istemiyordu, ancak gidebilecegi tek yerin orasi oldugunu biliyordu. Her gün isten çiktiktan sonra geçtigi yola dogru ilerlemeye basladi…

2 YORUMLAR

  1. ilk defa böyle bir yazi yazmissin.ya da ben ilk defa görüyorum.ne denir ki?!.her türlüsü geliyor elinden maasallah..bey oglumuz da pek bir marifetliymis, falan=)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here