Yüregimdeki Kanatlar – 1.Bölüm

11
28

    

    Havalar serinlemisti. Hafiften esen
soguk rüzgâr her ne kadar insanin içini ürpertse de, sonbahar yarilamis
sayilirdi Giresun sokaklarinda… Güz demekti sonbahar. Hüzün denirdi halk
arasinda. Çogu ayrilik sonbahar da yasanirdi çünkü. Tipki çogu askin ilkbaharda
yesermesi gibi. Sonbaharlari bir farklidir Giresun’da. Agaç dallari sizinle konusur.
Eski tablolardan firlayip çikmisçasina renklerin her türlüsünü tasiyan kuru
yapraklar, sonbaharin her tonundan sarkilar fisildar kulaklariniza.sonbaharin
gelmesi; yaz tatilinin yerini is temposuna birakmasi, sahillerin bosalmasi,
rihtima bagli öksüz kayiklarin olduklari yerde sallanmasi demekti ayni zamanda.
Günese evlada demekti. Odun kömür demek.

   
Saat sabahin altisi. Uzun zamandir ilk defa erken kalkiyorum. Balkona gidiyorum
hemen. Yeni gelmis bir baharin o nemli kokusunu içime çekip karsimdaki denizin
rengini seyrediyorum bir süre. Kimi zaman dalgalarinda boguldugum bu denizin,
simdi neden durgun oldugunu düsünüyorum. Çok nadir rastlanir çünkü Karadeniz’in
sessiz sakin olusuna. Hemen arkamda duran sandalyeye oturuyorum. Seyre
daliyorum biraz solumda olan bahçenin geçmise karismis nadide findik
agaçlarini. Kimi dimdik. Kimi sararmis, kirilmis anilarla dolu dallarini rüzgâra
satmis. Evde kaldigim günlerin hemen hemen yarisini bu sandalyede kitap okuyarak
ya da karsimda ki dogal manzarayi seyrederek geçiririm. Giresun’u en dogal, en
güzel karelerine tanik oldugu için severim günümün yarisini burada geçirmeyi.
Ama bugün hiç yapmadigim bir seyi yapmak istiyorum. Çocuklugumdan beri hayalini
kurdugum, kimilerine göre anlamsiz olan seyi. Sabahin erken saatlerini deniz
kiyisinda, gevrek simit yiyerek geçirmek. Evet evet yapacagim bunu. Hemen
simdi. Annemden habersiz.

   
Denizin temiz havasini biraz daha içime çekmek için kiyi seridine dogru
yürüyorum. Etrafimda martilar ve araba seslerinden baska hiçbir hareket yok.
Cennet böyle bir yer olmali diyorum kendi kendime. Sagimda ve biraz uzagimda
olan evlerin perdeleri çekiyor dikkatimi. Hala aralanmamis. Herkesten farkli
bir sey yapiyor olmam tebessüm saçmama sebep oluyor, anlamsiz bir sebeple.
Gökyüzüne bakiyorum yerimde durup. Masmavi. Içimi huzur kapliyor. Kayikçilari
görüyorum az ilerde. Saçi sakali daginik tipler içimde ilk defa farkli bir his
uyandiriyor. Huzur kapliyor yine içime. Hayat devam ediyor iste. Hem de
olabildigince hizli bir sekilde.

   
Sehir hareketlenmeye basliyor yavas yavas. Sabah sporu yapan insanlari
görüyorum. Onlari izlemek geçiyor içimden. Sessiz bir yer tercih ediyorum bank
yerine. Çiplak tasin üzerine oturuyorum. Sehrin krokisi gözlerime çarpiyor bir
müddet. Arkamda Karadeniz, önümde uzayip giden sonsuz yol üzerindeki karmasik
yapilar, uzagimda ve yüksekçe bir dagin tepesinde günesin çarpmasiyla yüzüme
gülümseyen Giresun kalesi. Kalabalik bir sehirden sessiz bir limana göç edip
kartpostal suskunlugumdaki hayatimin güzelliklerini yeni yeni fark ediyorum
sanki. Sonbahar yapraklarini yerde uçusarak dans etmesi ve agaçlarin
kiliçlarini çekip var gücüyle rüzgârla savasmasina hiç bu kadar güzel anlam
yüklememistim daha önce. Hayat baska güzel bugün. Giresun baska güzel…

   
Sehrin gürültüsü hissettirdi kendini. Sessizlik yerini kosusturmaca ya birakti.
Yagmur damlalari gibi kosusturan insanlar, islerinin basina geçebilmek için
acele ediyorlar. Her gün içerisinde oldugum bu kosusturmaca, farkli hissettirdi
kendini. Yapmaktan sikilmisçasina. Hemen yanimda hiç durmaksizin yem arayan
minik serçe ilisiyor gözlerime. Seyre daliyorum. “Seninde bir öykün var mi?”
diye sormak geçiyor içimden. Bakislarim onu ürkütmüs olacak ki kaçiyor hemen. Hâlbuki
dünyaya gelen ve sadece üç gün yasayan bir bebegin bile bir öyküsünün oldugunu
çoktan ögrenmistim. Herkesin kitabi yazilmamis bir hayat hikâyesi vardir elbet.
Kimi gökyüzünde ayaklari yerden kesik sürdürür hayatini, kimi ise sahaflarda
yok olur gider.

Kisik
atesin üzerinde duran kahve fincanina benzettigim yasantimin falina bakiyorum
uzun süre öylece… Pismesi uzun, içmesi kisa süren bir kahve…

   
Geçmise yaptigim bu yolculuga karsimda korna çalan arabanin dikkatimi
çekmesiyle son veriyorum. Arabayi süzüyorum. Içinde tanidigim kimse yok. Neden
çaldi acaba kornayi? Bana mi çaldi? Dalgin ve düsünceli bakislarim dikkatini
çekmis olsa gerek. Aman neyse. Yerimden kalkip biraz ileride olan Tasbasi
Parkina dogru, agir adimlarla gitmeye karar veriyorum. Çocuklugumun geçtigi
yerlerden biridir Tasbasi Parki. Aile boyu gittigimiz en sik yerlerden biri.
Küçükken tabii. Artik tek basima, bazen de arkadaslarimla gidiyorum. Orayi
tercih etmemin sebebi sessiz sakin ve sehre baktigi açinin farkli olusu. Parkin
bir kösesine oturup kosusturan insanlari seyretmek… Onlara kendimce hikâyeler
uydurmak… Kisacasi memleketimin öyküsünü seyretmek… Tüm bunlari seviyor ve
yapiyor olmam farkli oldugum hissini verdi yine. Dünyada yasayan yedi milyar
küsür insandan farkli olmak ha? Saçmaladim.

11 YORUMLAR

  1. yedi milyar küsür insan var evet, ve bu yedi, milyarin yaklasik dört milyari falan farkli olmadigi halde farkli oldugunu iddia eder ve bu yüzden normalligin dibine vurur.bir kisminin öyle bir çabasi yoktur. kimisi de farklidir ve bunun farkinda degildir bence o sinifa aitsiniz..sen ve giresun..ikinizin de anlami büyük ben de..giresun, mutlaka görülmeli, tasbasinda kuslara çekirdek atilmali(simit falan degil, çekirdegi çok severler ama içini tabi) kalaye çikip, topal osman aga'ya bir fatiha okumali, sehre tepeden bakmali..belki adaya biir tur..oooff canim çekti.aylin bos musun su ara:D

  2. yorumunu bir solukta okudum dostcan.. ve hak verdim sana..
    giresunun kuslari simidi degil, çekirdegi çok sever =) bunu birebir yasamistik hatta..

    aahh ahh!!! özledim eski günlerimizi, su ygs bi geçsin planimizi yapariz, aklimda yani. (hiç çikmadi ki) ;)))

  3. Gerçekten çok güzel olmus en azindan hayattan tat aliyorsunuz.dogrusu kiskandim sizi yedi milyar insanin içinde kaybolmak imkansiz gibi görünsede bazen bosluga düsebilir insan..yüreginize elinize saglik..

  4. yillarca hep buzdolabini gözetledim, bosmu dolumu diye yas ilerleyince bisiler donk ediyor.Insanligin karnini degil önce ruhunu doyurmak gerekiyor onu ögrendim simdilerde, esen kalin

  5. Su saçmaladim finali disinda bütün yaziyi öyle çok begendim ki anlatamam an be an orada yasadim. Açikçasi çok basarili olmus Aylin tebrik ederim

  6. yarismaya gönderdigim yazi bu 🙂 umarim kazanirim. açikcasi senin yorumunda benim için çok önemliydi 🙂

    tesekkür ederim, mutlu ettini beni..

  7. o kadar dedim sana gicik, gir yarismaya diye.
    ödül alirken yabancilik çekmezdik :)))
    neyse dostcan.. söz konusu giresun. ben kazanirsam giresun kazanir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here