Yüregindeki Kanatlar 2. Bölüm

0
62

    Simit… Kokusu geldi burnuma.
Aciktigimi hissettim.

Hemen arkamda duran simitçinin yanina gidip simit almak
hiçte kötü bir fikir sayilmazdi. Simidi almak için uzanirken amca çekiyor
dikkatimi. Ayni yüz, ayni sima. Sesi ve bakislari birbirine çok benziyor.
Yorgun, puslu ve kisik. Giresun da simitçi deyince akla ilk gelen ilk ses, ilk
yüz… Hep buralarda satar simidini. Arada bizim mahalleye geldigi de olur. Bu
meslekten nasil para kazandiklari hep soru isareti olmustur kafamda. O da beni
görünce tanimisti kesin. Adimi bilmiyor sadece, o kadar.

   
Simidimi alip oturuyorum yerime. Ne zamandir gerçeklestirmek istedigim bir ukdenin
gerçeklestirmemin sevinciyle yiyorum simidimi. Karsiyi izliyorum sonra. Kesap
Duragi diye bilinen bu mekan da balikçisi, manavi, dönercisi, simitçisi
durmadan bagiriyor. Sokagin basinda duran çöp konteynirlarinin basina üsüsen
kedi ve köpekleri izliyorum. Çöpçülerin gayretli mücadelesini görünce de
gerçekten önemli bir isi icra ettiklerinin farkina variyorum. Üstelik kirk
yasindan sonra…

Bütün
yasa disiligin tek çati oldugu yerler aklima geliyor. Travesti, tinerci,
kaçakçi ve digerleri gibi insanlarin olmayisi mutlu ediyor beni. Bir
karsilastirma yapmak için ideal olan yerlerden bir degil belki Giresun, lakin
dogalligi ve kendine öz öyküsü karsilastirma yapilamayacak kadar ender. Hayat
ritminin farkli bir tonu yahut ta…

   
Görüs alanimin biraz uzaginda, gazi caddesinin hemen esiginde Atatürk parkina
dogru yüzünü dünmüs, bir elinde her zaman ki degnegi, diger elinde de üç bes
insanin koydugu demir para olan dilenci. Insanlara bakmaya tenezzül edemedigi,
hayatin kör noktalarina gözlerini dikmis, sonbaharin karsisinda elleri
burusmus, heykel gibi çogu zaman hareketsiz, karanliginda yaslanan bir dilenci.
Giresun sokaklarinda bir kere görenin bile ertesi gün gördügünde “A, yine o
adam” diyebilecegi biri o. Hep bekler. Birinin kendisini görebilmesini. Fark
edilmeyi. Dallarina öyle öz suyu vermis ki bu sabirli bekleyis, ne lodoslar ne
de poyrazlar kimildatamaz olmus vakitsiz tomurcuga düsen umudunu. O amcayi her
gördügümde böyle düsüncelere daliyorum farkinda olmadan. Onun öyküsünün meraki
sariyor tüm benligimi.

   
Birilerinin telkin ettiginin pesinde bir ömür tüketip umdugunu bulamayanlar.
Duragan bir hayattan bunalip basina is arayanlar. Kaybolanlar, bekleyenler.
Bekletilenler, bekledigi gelenler. Fiyati olanlar, degeri olanlar, degersiz
kalanlar. Sevenler, sevilenler. Gidiciler, sonunu bekleyenler. Envai çesit
insan vardir etrafimizda. Duyulmaz, görülmez bir lisanla yazilidir her birinin hikâyesi.
Görmektir önemli olan. Görebilmek. Hayata sadece kendi pencerenden degil,
baskalarinin penceresinden bakip kendilerine ulasabilmek. Hepimizin çok
ihtiyaci var hiç süphesiz. Meyilliyiz her birimiz fark edilebilmeye. Arar
gözlerimiz ister istemez “kim bilir senin hikâyen nedir” diyen bir çift göz
görmeyi.

   
Havaya bakiyorum zaman sonra. Sabahkinden biraz daha açik. Yazdan kalma
günleri andiriyor. Keske bu animi ölümsüzlestirebilsem diyorum
içimden. Amca görüyorum sonra uzakta. Sessiz, dalgin ve düsünceli
bakislariyla basini önüne dikmis, agir adimlarla yürüyor. Koskoca ormanlarin
orta yerinde ötüsen mink bir serçe misali, kalabaliklarin içinde sessiz ve
yalniz tavriyla çekiyor dikkatimi. Buraya dogru geliyor. Kalbimdeki tebessüm
alevleniyor. Bu onu daha yakindan izleyecek olmamin verdigi duygu olsa gerek.

   
Disi insan görünümlü fakat içine dogru kapanmis bir nesneyi temsil ediyor
sanki. Yüzü gri beyaz sakallarinin altina gizlenmis, lakin gözlerinin
kenarlarindaki derin çizgiler çirilçiplak topraklar gibi serham serham
yariklarla dolu. Bedenindeki yorgunluk, alnini kiristiran çizgilerde saklanmis
adeta. Derin bakislari, derin izler birakiyor zihnimde. Kim bilir hangi
arenalarda savasiyor sessiz ruhu. Hangi yanardaglarda geziyor kim bilir.

Daha
önce hiç bu kadar tatmadigim merak duygusu sariyor içimi. Hiç olmadigim kadar
çok merak ediyorum amcanin kara bakislari altinda gizlenmis öyküyü. Neydi ki
canini acitarak beyninin kivriminda dolasan o gizemli hikâye? Yanina gitmek,
derdine ortak olmak istiyorum hiç istemedigim kadar. Yapacagim harekete karsi
amcanin verebilecegi tüm tepkileri düsündükten sonra, cesaretimi toplayip
sessizce ve tedirgin tavirlarimla yanina oturuyorum. Hiçbir tepki vermedigini
görünce de içim rahatliyor. Dona kalan bir irmagi andiran bugulanmis gözlerinin
baktigi noktaya bakiyorum öylece. Hissettiriyor acisini. En derininden. En
kiricisindan. En kahredeninden. Hep böyle susacak mi? Hiç konusmayacak mi?
Içindekiler diline dökülebilse keske. Ama yine de örtmüyor amcanin suskunlugu,
gözlerinde ki kara çigliklari. Yüregindeki çirpinislar sessizliginde gömülü
olsa bile, asili kaliyor yüzünde tüm acilarinin izdirabi.

Derin
nefes alip saga sola baktigini görüyorum. Beni fark ettigini anliyorum.
Irkiliyorum sonra. Kalp atislarim hizlaniyor.


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here